İFM, katılım finansta bölgesel üs olmaya hazırlanıyor
İstanbul Finans Merkezi’nin katılım finans alanında bölgesel bir merkez olması için çalışmalar devam ediyor.
Türkiye, nitelikli yatırımlara odaklanan yeni stratejisiyle İstanbul Finans Merkezi’ni katılım finans alanında bölgesel bir üs haline getirmeyi hedefliyor.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu, Türkiye’nin uluslararası doğrudan yatırımlardaki performansını ve İstanbul Finans Merkezi’nin (İFM) yeni dönemde üstleneceği role ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Küresel sermaye akışlarının yavaşladığı bir dönemde Türkiye’nin pozitif ayrıştığını vurgulayan Dağlıoğlu, yatırım stratejisinin artık nicelikten çok nitelik odaklı ilerlediğini söyledi.
Pozitif ayrışma sinyalleri
Küresel ölçekte yatırımların yatay seyrettiği, hatta bazı bölgelerde daraldığı bir konjonktürde Türkiye, güçlü bir performans sergiliyor.
Dağlıoğlu’nun BusinessEkonomi Dergisi’ne verdiği röportajda paylaştığı verilere göre, 2025 yılının ilk 10 ayında Türkiye’ye 11,6 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım girişi gerçekleşti. Son 12 aylık dönemde ise bu rakam 14,6 milyar dolara ulaştı.
Geçen yılın aynı dönemiyle kıyaslandığında yaklaşık yüzde 35’lik bir artışa işaret eden bu tablo, dünyada yatırımların ortalama yüzde 3 civarında gerilediği bir dönemde Türkiye’nin güvenli liman algısını güçlendirdi.
Yatırım stratejisinde odak değişimi
Bu performansın arkasında, Türkiye’nin yatırım politikasında yaşanan stratejik dönüşüm bulunuyor. Dağlıoğlu, küresel rekabetin artık “kim daha çok yatırım çekiyor” sorusundan, “kim daha stratejik ve katma değerli yatırım çekiyor” noktasına evrildiğini belirtti.
Türkiye’nin de bu doğrultuda yüksek teknoloji, enerji dönüşümü, savunma sanayii, dijitalleşme ve katma değerli üretimi merkeze alan bir yaklaşımı benimsediğini ifade etti.
Güçlü altyapı ve geniş pazara erişim
Türkiye’nin yatırımcılar açısından cazibesinin yalnızca coğrafi konumundan kaynaklanmadığını vurgulayan Dağlıoğlu, hava, kara, deniz ve demir yolu entegrasyonunu tamamlayan altyapı yatırımlarının tedarik zinciri güvenliği açısından kritik rol oynadığını söyledi.
Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ilişkisi ve 27 ülkeyi kapsayan serbest ticaret anlaşmaları sayesinde yatırımcıların geniş bir pazara erişim imkânı bulduğunu belirten Dağlıoğlu, bu yapının kriz dönemlerinde dahi operasyonel dayanıklılık sunduğuna dikkat çekti.
Üretim vizyonunda dönüşüm
Türkiye’nin üretim anlayışının da köklü bir dönüşümden geçtiğini ifade eden Dağlıoğlu, hedefin sadece yakın coğrafyaya üretim yapan bir ülke olmak olmadığını vurguladı.
Türkiye’nin tasarım yapan, Ar-Ge üreten, inovasyonu ticarileştiren ve yüksek katma değerli ihracat gerçekleştiren bir merkez haline gelmesini amaçladıklarını belirten Dağlıoğlu, bu vizyonun uzun vadeli yatırımcılar açısından önemli bir güven unsuru oluşturduğunu söyledi.
Finansal teknolojiler ve İstanbul Finans Merkezi
Finansal teknolojiler ve İstanbul Finans Merkezi, bu yeni yatırım stratejisinin en önemli taşıyıcı unsurları arasında yer alıyor. İFM bünyesinde eylül ayında faaliyete geçen Fintech Zone İstanbul teknoparkı, erken aşama girişimleri küresel yatırımcılarla buluşturmayı hedefliyor.
Türkiye’de fintek ekosisteminin binin üzerinde girişime ulaştığını ve 2020 yılından bu yana yaklaşık 630 milyon dolarlık yatırım çektiğini aktaran Dağlıoğlu, İFM’nin yalnızca fiziki bir merkez değil, aynı zamanda hukuki öngörülebilirlik ve vergi avantajlarıyla küresel ölçekte rekabet eden bir finans merkezi olmayı amaçladığını ifade etti.
Katılım finans için bölgesel merkez hedefi
İstanbul Finans Merkezi’nin katılım finans alanında bölgesel bir merkez haline gelmesi de öncelikli hedefler arasında bulunuyor. Dağlıoğlu, katılım finansın Türkiye’deki pazar payının yüzde 15 seviyelerine çıkarılmasının hedeflendiğini, bu doğrultuda İngiltere ve Malezya gibi ülkelerle iş birliklerinin sürdüğünü belirtti.
İstanbul’un, katılım finans ürünleri, insan kaynağı ve düzenleyici altyapısıyla bölgesel bir çekim merkezi haline gelmesinin amaçlandığını kaydetti.
Yeşil dönüşüm ve yeni finansman modelleri
Sanayi dünyasının gündeminde önemli yer tutan Yeşil Mutabakat ve sınırda karbon düzenlemeleri konusunda da finansman araçlarının devreye alındığını ifade eden Dağlıoğlu, 2023 yılında gerçekleştirilen 2,5 milyar dolarlık ilk yeşil tahvil ihracının bu sürecin önemli bir adımı olduğunu söyledi.
İklim Kanunu kapsamında kurulması planlanan Emisyon Ticaret Sistemi’nin, sanayinin yeşil dönüşümünü hızlandırmasının beklendiğini dile getirdi.
Fonların fonu yaklaşımıyla küresel sermaye çekimi
Girişim sermayesi tarafında ise kamu, “fonların fonu” modeliyle ekosistemi desteklemeyi sürdürüyor. Türkiye Varlık Fonu’nun girişim sermayesi fonlarına yatırım yapmaya başlaması ve yeni düzenlemelerle sermaye akışının hızlanmasının hedeflendiğini belirten Dağlıoğlu, 2025 itibarıyla küresel ölçekteki teknoloji fonlarının Türkiye’yi yatırım yetki alanlarına dahil etmeye başlamasının stratejik bir kırılma noktası olduğunu ifade etti.

