Kur ve faizle etkin mücadele katılım bankacılığından geçiyor

Çaresi ise; faizsizlik prensibi ile işleyen finansal kuruluşların Türk bankacılık sektöründeki ağırlığının arttırılması ve böylelikle faiz ve kurda denge sağlanarak Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir iyileşmelerin yapılması amacıyla katılım bankalarını desteklemekten geçiyor.

Alternatif finans sistemlerinin son yıllarda büyük bir hızla gelişmesine rağmen tarihteki köklü gelişiminden dolayı küresel ekonomiye hâlâ yoğun biçimde hâkim olan kapitalizm, getirdiği faiz yükü nedeniyle gelişen bir ülke olan Türkiye için ekonomik anlamda olumsuz etki anlamına geliyor.

Bu nedenle küresel finans alanında ağırlığını günden güne artıran faizsiz finans modeli Türkiye’nin yüksek faiz ve kurun etkilerini azaltarak kalkınabilmesi için başlıca çözümler arasında yer alıyor.

Faiz lobisiyle mücadelenin anahtarı

Türkiye’de faiz lobilerinin etkisinin kırılması için katılım bankacılığının gerek finans sektöründe gerekse de reel sektörde olan payının artırılması gerekiyor. Türkiye, nüfusunun yüzde 100’e yakını Müslüman bir ülke olmasına rağmen dünyada faizlerin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’nin faizsiz finans esasıyla çalışan kurumları ise bu konu özelinde devlet garantisi kapsamında hizmetlerini sürdürüyor.

Destekleyici gelişmeler yaşanıyor

Türkiye’de faizsiz finans 35 yıl önce, mevcut finansal kuruluşlarda işlem görmeyen atıl birikimlerin ekonomiye katılabilmesi amacıyla faaliyete geçti. Faizin haram olarak addedildiği İslami prensipler gereği birikimlerini konvansiyonel bankalarda değerlendirmeyen yurttaşların böylelikle helal standartlarda yatırım ve birikim yapması sağlanarak ekonomide kayıt dışılığın önüne geçilmesi amaçlandı. Başta Arap ve Körfez menşeli faizsiz finans kuruluşları Türkiye’ye gelmiş olsa da son yıllarda kamu da kendi sermayesiyle katılım bankası kurulmasına yönelik çalışmalarına ağırlık verdi. Geçen aylarda açıklanan 11’inci kalkınma planı ve son dönemde hız verilen İstanbul Finans Merkezi projesinde de finansal sistem içerisinde katılım bankacılığının payının artırılması gerektiğine dair idare nezdinde açıklamalar kamuoyuyla paylaşıldı. Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı katılım finans açıklaması, bu durumun geldiği noktayı özetler nitelikte. Türkiye’nin, içinden bir an evvel çıkması gereken faiz ve kur ataklarından kurtulmanın en kalıcı çözümü, faizsiz finansın ülke ekonomisini kalkındırmada daha fazla pay sahibi olmasında geçiyor.

TL’nin kullanımına teşvik

Ekonomi yönetimi nezdinde üzerinde durulan başlıca konulardan bir diğerini de, ticaret yaparken döviz ile değil Türk lirasının kullanımına yönelimin teşvik edilmesi oluşturuyor. Bu noktada özellikle reel sektörün yatırım ve gelişim alanında kullanacağı fonların faizsiz temin edilmesi, ülke ekonomisindeki faiz etkisinin önemli ölçüde azalması bakımından önem arz ediyor.

Katılım bankacılığı daha çok anlatılmalı

Türkiye’de üretimin artırılmasının makroekonomik iyileştirmelere giden temel yol olduğu göz önünde bulundurulduğunda kur dengesizliğinin ve faiz artışının yani enflasyonun önüne geçmek için katılım bankacılığı modelinin önce halk nezdinde bilinirliğinin artırılması gerekiyor. Sonraki adımları ise; gerekli hukuki düzenlemelerin yapılarak katılım bankalarının daha fazla ürün ve hizmet sunmasının önünün açılması ve böylelikle reel sektörün finansmanında katılım bankacılığının payının artırılarak ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir kılınması oluşturuyor.

Üretim odaklı bankacılık

Döviz artışının engellenmesinde gelir adaletsizliğinin ortadan kaldırılması veya dış ticaretin dengelenmesi yani cari açığın kapatılması birincil derecede önem taşıyor. Bu doğrultuda direkt ticari mal temini yani murabaha esaslarına dayanan katılım bankacılığı; enflasyonu tetikleyen ana sebebi oluşturan paradan para kazanma değil, üretim odaklı olması sayesinde gelir dağılımını düzelten ana temellere dayanıyor. Bunu şu şekilde açıklamak mümkün: Katılım bankacılığı, bugün Türkiye’de en çok girişimcilik veya KOBİ finansmanı alanlarına odaklanmış durumda. Bunun ana dayanağını ise İslami bankacılık modelinin özünde gelir dağılımındaki eşitsizliği düzeltici rol üstlenmesi oluşturuyor.

Bu kapsamda katılım bankaları; önce Türkiye’de yeni bir işletme açmak isteyen veya mevcut firmalarını büyütmek isteyen üreticilerin fonlanmasına, ardından gelir dağılımındaki eşitsizliğin büyük ölçüde ortadan kalkmasına, son olarak ise hem faizsizlik prensibi hem de gelir dağılımını düzeltici vasfı ile enflasyon ve döviz artışındaki dengelenmeye olumlu katkı sunabilir. Nitekim dünyada bunun sağlandığı örneklere bakıldığında İngiltere, söz konusu sistemin uygulanması bakımından ön plana çıkıyor. Birbirleriyle doğru orantılı bir ilişki içinde olan faiz ile enflasyonun en düşük olduğu ülkelerden olan İngiltere, faizsiz finans kuruluşlarının en yoğun biçimde faaliyet gösterdiği ülkelerin başını çekiyor.

Yeni yatırımlar için çekim gücü

Katılım bankaları; uluslararası piyasalardan, bilhassa Arap ve Körfez ülkelerinden temin edilen murabaha finansmanındaki etkin konumunu her geçen dönem biraz daha sağlamlaştırıyor. Türkiye’de faizsiz finans modeli ile faaliyet gösteren finansal kuruluşlar, bu bölgelerden yeni yatırımların çekilmesinde önemli rol oynuyor. Diğer bir katılım bankacılığı ürünü olan kira sertifikası (sukuk) işlemleri de aynı şekilde yurt dışı piyasadan Türkiye’ye finansman akışını sağlayarak ülkeye ciddi boyutta sermaye kazandırıyor.

Katılımın payı yükseliyor

Ekonomi yönetiminde alınan yeni kararlar kapsamında Türkiye’de üretim rakamlarının yükseltilmesi adına hem konvansiyonel bankaların hem de katılım bankalarının reel sektöre olan desteklerinin artırılması amaçlanıyor. Bu doğrultuda Hükümet, katılım bankalarının Türk bankacılık ekosistemindeki payının yükseltilmesine ve böylelikle bankalar arasındaki rekabeti her yönden artırarak finansman sorununun çözülmesine yönelik hareket ediyor.

Faizsizlik prensibi

Katılım bankalarının bu noktada desteklenmesi; rekabeti ve dolayısıyla fonlama seçeneklerini artırıcı etkisinin ötesinde, faizsizlik prensibi ile işleyen finansal kuruluşların ağırlığının artmasıyla faiz ve kurda belli bir dengenin tutturularak Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir iyileşmelerin sağlanması amacını taşıyor. Nitekim Türkiye’nin ekonomik büyümesindeki en büyük engeli, faizde ve döviz kurunda yaşanan sert dalgalanmalar oluşturuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir